1فَرْدٌ ● حَىٌّ ● قَيُّومٌ ● حَكَمٌ ● عَدْلٌ ● قُدُّوسٌFerdun, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûs.Ferdün. Hayyün. Kayyûmun. Hakemün. Adlün. Kuddûs.
2فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِFe enzelellâhu sekînetehu aleyh.“Allah, Resûlü’nün üzerine sekînetini, huzur ve güven duygusunu indirdi.” - (Tevbe, 9/40)
3لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُLâ yahzunuhumu'l-fezeu'l-ekber.“O en büyük dehşet (Sûr’a ikinci üfleyiş) onları tasalandırmaz.” - (Enbiyâ, 21/103)
4يُرْزَقُونَ فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْYurzekûne ferihîne bimâ âtâhum.“Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler.” - (Âl-i İmran, 3/170)
5سَلاَمٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍSelâmun kavlen min rabbin rahîm.“Rabb-i Rahîm’den sözle olan bir selâm yine onlara...” - (Yâsîn, 36/58)
6يَا نَارُ كُون۪ى بَرْدًا وَسَلاَمًاYâ nâru kûnî berden ve selâmâ.(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) “Ey Ateş! (Dokunma İbrâhim’e!) Serin ve selamet ol (ona)!” - (Enbiyâ, 21/69)
7لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌLillezîne âmenû huden ve şifâ'.“O (Kur’ân), iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” - (Fussilet, 41/44)
8وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَVe nunezzilu mine'l-kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil-mu'minîn.“Biz Kur’ân’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz...” - (İsrâ, 17/82)
9وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ● عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَالْاِسْلاَمِيَّةِ الَّت۪ى هِىَ مَرْضِيَّاتُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ حَمْدًا بِعَدَدِ حَسَنَاتِ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُسْلِم۪ينَVelhamdulillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ ni'meti'l-îmâni ve'l-islâmiyyeti'lletî hiye merdiyyâtu rabbi'l-âlemîne hamden bi-adedi hasenâti'l-mu'minîne ve'l-muslimîn.Âlemlerin Rabbinin râzı olduğu Îmân ve İslâmiyet nimeti için; mü’minlerin ve Müslümanların yaptıkları iyiliklerin sayısınca Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.